On İki Dansçı Prenses çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
On iki çift ayakkabı, her sabah delik deşik
Kral her sabah on iki kızının dans ayakkabılarını delik deşik bulur ve hiçbiri nedenini söylemez. En küçük prenses bilir: ablasının yatağının altındaki gizli merdiven, gümüş, altın ve elmas ağaçların arasından bir göle, on iki kayığa ve müziğin hiç susmadığı bir saraya iner. Ama bu gece biri onları izlemektedir ve bunu yalnızca en küçük prenses fark eder.
Renk paleti: candlelit midnight blue, silver leaf, gold leaf and diamond sparkle
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



On İki Dansçı Prenses: masalın tamamı
Evvel zaman içinde, on iki kızı olan bir kral yaşarmış. Kızların her biri bir öncekinden daha güzelmiş. Hepsi upuzun bir odada, yan yana dizilmiş on iki yatakta uyurlarmış ve her akşam kızlar yatınca kral kapıyı kendi eliyle kilitlermiş.
Ama her sabah kapıyı yeniden açtığında, yerde sıra sıra dizilmiş on iki çift dans ayakkabısı bulurmuş ve her bir çiftin altı delik deşik olurmuş.
"Bu nasıl olur?" diye bağırırmış kral, burnu delinmiş bir ayakkabıyı havaya kaldırarak. "Kapı bütün gece kilitliydi!"
Prensesler birbirlerine bakıp susarmış. Sıranın en sonundaki yatakta oturan en küçük prenses de gülümsediğini kimse görmesin diye elini ağzına kaparmış. Çünkü sırrı o da biliyormuş, tıpkı bütün ablaları gibi, ve hiçbiri kimseye söylemeyeceğine söz vermiş.
Sonunda kral, savaştan elinde uzun, gri bir pelerinden başka bir şey olmadan dönmüş iyi kalpli yaşlı bir askeri çağırtmış. O pelerini ona ormanın kıyısında yaşlı bir kadın vermiş. "Bunu giyeni kimse göremez," demiş kadın. "Prensesler sana içecek bir şey verirse de bir yudum bile içme."
"Bu gece kızlarımın kapısında nöbet tut," demiş kral koridoru göstererek, "sabah da bana nereye gittiklerini anlat."
En küçük prenses kapının kenarından başını uzatıp yaşlı askere bakmış ve onun neler göreceğini merak etmiş.
O akşam en büyük prenses askere ballı, sıcak bir bardak süt getirmiş. "Rahat uyuyasınız diye," demiş tatlı tatlı. Asker teşekkür etmiş, prenses arkasını döner dönmez de sütü bir saksıya boşaltmış, sandalyesine yaslanıp horlamaya başlamış. Bunu gören tek kişi, yatağında dimdik oturan, gözleri fal taşı gibi açılmış en küçük prensesmiş.
"Uyudu," demiş en büyük prenses. "Çabuk olun!"
On iki prenses yataklarından fırlamış, dolaplarını açıp en güzel balo elbiselerini ve en yumuşak dans ayakkabılarını giymişler. Sonra en büyük prenses yatağının yanına gidip karyola direğine üç kez vurmuş. Bir gıcırtı, bir gümbürtü... Koca yatak yere gömülmüş ve yerinde bir kapak açılmış. Kapağın altından taş basamaklar karanlığa doğru iniyormuş.
Prensesler ellerinde mumlarla birer birer aşağı inmişler. En küçük prenses en sondaymış. Yaşlı asker gri pelerinini omuzlarına atmış, hemen gözden kaybolmuş ve ses çıkarmadan onun arkasından merdivenlerden inmiş.
Yolu yarılayınca prensesin eteğine basmış.
"Ay!" diye bağırmış en küçük prenses, arkasına dönerek. "Biri eteğime bastı!"
"Saçmalama," diye gülmüş ablaları biraz aşağıdan. "Eteğin bir çiviye takılmıştır."
Merdivenin dibinde bir ağaçlı yola çıkmışlar. Her ağacın her yaprağı gümüştenmiş ve mum ışığında parıl parıl parlıyormuş. Asker yanında götürmek için küçük bir dal koparmış, dal da çıt diye yüksek bir sesle kırılmış.
En küçük prenses durmuş. "Duydunuz mu? Bu gece bir tuhaflık var."
"Gelişimize sevinen prenslerimizin sesi o," demiş en büyük prenses.
Sonra yaprakları baştan aşağı altından bir ormana, ardından da yaprakları kırağı gibi ışıldayan elmaslardan bir ormana gelmişler. Asker her ormanda bir dal koparmış, her seferinde bir çıtırtı duyulmuş ve her seferinde en küçük prenses mumunu havaya kaldırıp hızla arkasına dönmüş. Ama hiçbir şey görememiş.
En sonunda karanlık bir gölün kıyısına varmışlar. Orada fenerli on iki küçük kayık bekliyormuş, her kayıkta da kürekleriyle bir prens oturuyormuş. Her prenses bir kayığa binmiş, asker de usulca en küçük prensesin kayığına oturmuş.
"Hiç anlamıyorum," demiş prensesin prensi kürek çekerken soluk soluğa. "Kayığımız bu gece ne kadar ağır. Bütün gücümle çekmem gerekiyor."
"Havanın sıcaklığındandır," demiş en küçük prenses, ama ortadaki boş yere uzun uzun bakmış.
Gölün öbür kıyısında ışıl ışıl bir saray duruyormuş, oradan da davul ve trompet sesleri geliyormuş. Prensler büyülüymüş: her gece yer altındaki o sarayda dans etmek zorundaymışlar ve biri sırlarını yukarıya çıkarana kadar gün ışığına çıkamayacaklarmış.
Böylece dans etmişler. En küçük prenses, elbisesi etrafında çiçek gibi açılıncaya kadar dönüp durmuş, prensi de her dansın başında önünde yerlere kadar eğilmiş. Sabahın üçüne kadar dans etmişler; on iki çift ayakkabının hepsi delinince de durmak zorunda kalmışlar.
Prensler onları gölün karşı kıyısına geri götürmüş. Bu sefer asker ilk kayığa oturmuş, merdivenleri herkesten önce çıkmış ve yorgun prensesler odalarına tırmandığında çoktan sandalyesinde yeniden horlamaya başlamış. En küçük prenses ayakkabısını kaldırıp deliğin içinden bakmış ve uykulu uykulu gülümsemiş.
Sabah olunca kral hepsini tahtının önüne çağırmış. "Eee?" diye sormuş askere. "Kızlarım geceleri nerede dans ediyor?"
Yaşlı asker kralın önüne bir yastık koymuş. Yastığın üstünde bir gümüş, bir altın ve bir elmas dal duruyormuş.
Ama asker tek kelime edemeden en küçük prenses öne çıkmış.
"Ben anlatayım, babacığım," demiş. "En büyük ablamın yatağının altında bir merdiven var. Aşağıda gümüşten, altından ve elmastan ormanlar, bir göl ve bir büyü yüzünden her gece dans etmek zorunda olan on iki prens var. Bir de sanırım biri bizi takip etti."
Asker gülmüş ve eğilip selam vermiş. "O bendim, majesteleri. Ve o, attığım her adımı fark etti."
Sır gün ışığında anlatılır anlatılmaz büyü bozulmuş. On iki prens bütün çalgıcılarıyla birlikte merdivenlerden yukarı çıkmış, güneşte gözlerini kırpıştırarak sonunda özgürlüklerine kavuşmuşlar.
Aynı akşam kral sarayın balo salonunun kapılarını ardına kadar açmış. Herkese yepyeni dans ayakkabıları verilmiş, yaşlı askere salonun en güzel yeri ayrılmış, kral da tacı yana kayıncaya kadar gülüp dans etmiş. O günden sonra prensesler canları ne zaman isterse sarayda, bütün kapılar açıkken dans etmişler ve kimse bir daha hiçbir sırrı saklamak zorunda kalmamış.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Kral — uygun: Dede, Baba, Amca/Dayı
- Pelerinli yaşlı asker — uygun: Dede, Amca/Dayı, Baba, Arkadaş
- En büyük prenses — uygun: Kardeş, Kuzen, Hala/Teyze, Arkadaş