Nils Holgersson'un Olağanüstü Yolculuğu çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Ev cücesiyle küçülen, bir kazın sırtında bütün İsveç'i dolaşan çocuk
Bir pazar sabahı, Skåne'deki bir çiftlikte bir oğlan, evin cücesi tomteyi kelebek ağıyla yakalar; tomte de onu başparmak boyuna küçültüverir. Yaban kazları tepeden geçerken çiftliğin beyaz kazı Morten, sırtında oğlanla onların peşinden havalanır. Yaşlı Akka'nın önderliğinde bütün İsveç'i baştan başa uçarlar, tilki Smirre'yi atlatır, Laponya'ya varırlar. Sonbaharda oğlan evine biraz daha akıllanmış ve yine eski boyuyla döner.
Renk paleti: goose-feather white, Swedish meadow green and northern sky blue
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Nils Holgersson'un Olağanüstü Yolculuğu: masalın tamamı
Bir varmış bir yokmuş, İsveç'in en güney ucundaki Skåne'de, bir çiftlikte Nils Holgersson adında bir oğlan yaşarmış. Nils kötü bir çocuk değilmiş, ama kendisinden istenen işi yapmaktansa kedinin kuyruğunu çekmeyi ya da avludaki tavukları kovalamayı çok daha çok severmiş.
Bir pazar sabahı annesiyle babası kilise giysilerini giymişler. "Sen evde kal, kitabını sessizce oku," demiş babası. "Döndüğümüzde ne kadar okuduğuna bakacağız." Sonra yolun aşağısındaki kiliseye doğru yürüyüp gitmişler, Nils de evde yapayalnız kalmış.
Daha sayfayı çevirir çevirmez bir şeyin kıpırdadığını görmüş. Annesinin oymalı eski sandığının kapağı açıkmış ve kenarında bir tomte oturuyormuş: bir el boyundan büyük olmayan, uzun siyah bir ceket giymiş, geniş kenarlı siyah bir şapka takmış, minicik yaşlı bir adam. Nils onun bütün çiftliği kollayan ev cücesi olduğunu hemen anlamış. Şimşek gibi davranıp duvardaki kelebek ağını kapmış ve küçük adamın üstüne geçirivermiş.
"Bırak beni!" diye bağırmış tomte, hem de çok kızgın. Nils de gülüp durunca tomte birkaç kısa söz söylemiş ve o anda tuhaf bir şey olmaya başlamış. Oda büyüdükçe büyümüş. Masanın ayakları ağaç gibi yükselmiş, sandalye bir dağa dönmüş, kelebek ağı da yerde bir balıkçı teknesi kadar kocaman yatıyormuş. Nils ellerine bakmış. Giysileri ve tahta takunyalarıyla birlikte küçülmüş, küçülmüş, sonunda tomtenin kendisinden büyük kalmamış. Tomte ise sırra kadem basmış.
Nils onu bulmak için avluya koşmuş. Çitin üstündeki serçeler kahkahayı basmış: "Şu Nils Holgersson'a bakın! Bakın ne kadar da küçülmüş!" Tavuklar gıdaklayarak etrafını sarmış, kapı eşiğindeki kedi gözlerini kısmış, ahırdaki inek böğürmüş ve Nils söylenen her kelimeyi anlamış. Hepsinin onun çektiği kuyruklar ve kovaladığı tavuklar hakkında söyleyecek bir sözü varmış, ama hiçbiri hoş sözler değilmiş.
Tam o sırada gökyüzünden yüksek bir çağrı duyulmuş. Bir yaban kazı sürüsü uzun bir V çizerek kuzeye uçuyormuş. "Gelin! Gelin! Dağlara!" diye sesleniyorlarmış. Çiftliğin koca beyaz kazı Morten boynunu uzatıp kanatlarını çırpmış. "Beni de bekleyin!" diye ötmüş ve avlunun öbür ucuna doğru koşmaya başlamış.
"Morten, dur!" diye bağırmış Nils ve onu durdurmak için kollarını kazın boynuna dolamış. Ama Morten durmamış. Çitin, saman çatının üstünden havalanmış; minicik Nils de sırtında, beyaz tüylerine sımsıkı tutunmuş. Ve yaban kazlarının peşinden uçup gitmişler.
Nils o yükseklikten aşağı bakmış: Dümdüz Skåne, altında kocaman, damalı bir örtü gibi serilmiş. Tarlalar yeşil ve kahverengi kareler gibiymiş, küçük beyaz kiliselerle çiftlikler de düğme gibi oraya buraya serpiştirilmiş.
O akşam kazlar büyük bir gölün buzunun üstüne konmuşlar. İçlerinden en yaşlısı öne çıkmış. Gri tüylü, çok bilge bir kazmış bu, adı da Kebnekaise'li Akka'ymış. Nils'i tepeden tırnağa süzmüş. "Bir insan yavrusu," demiş sertçe. "Biz insanlara güvenmeyiz." Ama Morten küçük dostunu savunmuş ve Akka, Nils'in sürüyle kalmasına izin vermiş.
Daha o gece tilki Smirre buzun üstünden sinsice yaklaşıp uyuyan bir kazı kapmış. Nils uyanmış ve minik bacaklarının elverdiği kadar hızlı koşarak tilkinin peşine düşmüş. Smirre'nin gür kuyruğunu yakalamış ve var gücüyle çekmiş; sonunda şaşıran tilki kazı bırakmış, kaz da özgürce gece göğüne uçmuş. Sonra Nils hemen yüksek bir kayın ağacına tırmanmış. Smirre bütün gece ağacın dibinde dolanıp durmuş, yukarı bakıp dudaklarını yalamış, ama tırmanamamış. Şafakta kazlar gelmiş ve tilkinin burnunun dibinden alçaktan uçup durmuşlar; sonunda tilki onları kovalaya kovalaya ormanın derinliklerine gitmiş, Nils de ağaçtan sapasağlam inmiş. O günden sonra Akka onun hakkında bir daha tek kötü söz söylememiş.
Nils böylece yaban kazlarıyla yolculuk etmiş ve bir ayda kaç gün varsa ondan da çok macera yaşamış. Taştan yapılmış Glimminge şatosuna, şatonun yaşlı kara farelerini kovmak için koca bir gri fare ordusu gelmiş. Akka, Nils'e tahtadan küçük bir düdük vermiş. Nils ay ışığında düdüğünü çalarak ovanın öbür ucuna doğru yürümüş; bütün gri fareler ezginin peşinden şatodan çıkıp uzaklara, çok uzaklara gitmiş ve bir daha hiçbiri geri dönmemiş.
Denizin üstünde yükselen Kullaberg tepesinde Nils büyük turna dansını izlemiş. Bütün hayvanların barış içinde buluştuğu, yılın o tek günüymüş bu. Tavşanlar, geyikler ve kuşlar bir halka olmuş, gri turnalar da kanatlarını iyice açıp sıçramış, dönmüşler. Nils hayatında hiç bu kadar güzel bir şey görmediğini düşünmüş.
Liman kenti Karlskrona'da Nils, pazar meydanındaki yaşlı kralın tunç heykeline yüzsüzlük etmiş. O gece tunç kral kaidesinden inmiş ve ay ışığıyla aydınlanan sokaklarda tangır tungur Nils'in peşine düşmüş. Nils koşa koşa yaşlı bir denizciyi gösteren boyalı tahta bir heykele varmış. Heykel geniş şapkasını çıkarıp kaldırım taşlarının üstüne koymuş. Nils şapkanın altına girmiş ve tunç kral gürültüyle geçip gidene kadar fare gibi kıpırdamadan beklemiş.
Sonunda kazlar, uzak kuzeydeki Laponya'ya varmışlar. Orada dağların karı bütün yaz erimez, güneş de geceleri batmazmış. Sürü, berrak bir dağ gölünün kıyısına yuvalarını kurmuş. Morten de Dunfin adında gri bir kaz bulup onunla evlenmiş, çok geçmeden etraflarında tüy tüy yavrular yüzmeye başlamış.
Sonbahar gelince kazlar yeniden güneye uçmuş, Nils de onlarla birlikte Skåne'deki çiftliğe dönmüş. Annesiyle babası kapının önünde üzgün üzgün duruyorlarmış, çünkü bütün yaz oğullarını çok özlemişler. Nils avluya koşup bağırmış: "Anne! Baba! Ben geldim!" Ve koşarken büyümeye başlamış. Önce tavuklar kadar, sonra çit kadar, sonra daha da büyümüş ve sonunda avlunun ortasında yine eski boyuyla duruyormuş. Annesiyle babası gözlerine inanamamışlar; hiç bu kadar mutlu olmamışlar.
Ertesi sabah erkenden Nils kumsala inmiş. Yaban kazları güneye doğru yapacakları uzun yolculuk için toplanıyorlarmış. Artık yeniden bir oğlan olduğu için onların dilini anlamıyormuş. Ama yaşlı Akka aşağı inip bir kez onun tepesinde alçaktan dönmüş, Nils de el sallamış da el sallamış. Sonra bütün sürü uzun bir V çizerek havalanmış ve denizin üstünden uçup gitmiş.
Nils, kazlar gökyüzünde minicik bir nokta olana dek kumların üstünde durmuş. O günden sonra da çiftlikteki bütün hayvanlara hep iyi davranmış, çünkü artık her birinin söyleyecek bir sözü olduğunu biliyormuş.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Tomte (ev cücesi) — uygun: Dede, Amca/Dayı, Baba, Arkadaş
- Çiftlikteki anne — uygun: Anne, Hala/Teyze, Babaanne / Anneanne
- Çiftlikteki baba — uygun: Baba, Amca/Dayı, Dede
- Beyaz kaz Morten — bir sonraki adımda isimle seçilir