Kralın Yeni Giysileri çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Dünyanın en güzel kumaşı ve doğruyu söyleyen tek bir çocuk
İki kurnaz dokumacı, kendini beğenmiş krala aptalların göremeyeceği kadar ince bir kumaş vaat eder. Kahramanımız onların boş tezgâhlarını gizlice izler, büyüklerin görmüş gibi yaptığını görür ve büyük geçit töreninde kimsenin söylemeye cesaret edemediğini yüksek sesle söyler.
Renk paleti: royal purple, gold thread and bright parade-day blue
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Kralın Yeni Giysileri: masalın tamamı
Bir zamanlar yeni giysileri dünyadaki her şeyden çok seven bir kral varmış. Bütün parasını giysilere harcarmış. Ne askerleriyle ilgilenirmiş ne tiyatroyla ne de gezintilerle; meğer ki yeni bir kaftanını gösterme fırsatı olsun. Günün her saati için ayrı bir kaftanı varmış. Başka krallar için "Kral divanda" denirken, onun için hep "Kral giysi odasında" denirmiş.
Sarayın önündeki meydanda, kralı seyretmeye bayılan küçük bir çocuk yaşarmış. Kral her sabah yepyeni bir şeyle balkona çıkar, bir o yana bir bu yana dönermiş. Çocuk da başını kaldırıp düğmeleri sayarmış.
Bir gün şehre iki yabancı gelmiş. Pazar yerinin ortasında ters çevrilmiş bir fıçının üstüne çıkıp bağırmışlar: "Biz dokumacıyız! Dünyanın en güzel kumaşını biz dokuruz. Renkleri gökkuşağından bile güzeldir. Üstelik sihirlidir: Aptal olan ya da işine layık olmayan kimse onu asla göremez!"
İnsanlar şaşkınlıkla birbirine fısıldamaya başlamış. En önde, parmağını çenesine dayamış duran çocuk düşünmüş: "Görünmeyen kumaş mı? Ne tuhaf şey."
Kral ise bu fikre bayılmış. "Böyle giysilerim olsa," demiş kendi kendine, "ülkemde kimin işine layık olmadığını, kimin akıllı kimin aptal olduğunu hemen anlarım." Ve iki dokumacıya kocaman bir çuval altın, en ince ipeklerden ve makara makara altın iplik göndermiş.
Altınlar geldiği sırada çocuk tam da atölyenin önünden geçiyormuş. Aralık kapıdan tuhaf bir şey görmüş: İki dokumacı ipekleri ve altın iplikleri alabildiğine hızlı kendi yol çantalarına tıkıştırıyormuş.
O gece çocuk merakından uyuyamamış. Usulca atölyeye gitmiş, parmaklarının ucunda yükselip pencereden içeri bakmış. İçeride, mum ışığında, iki dokumacı iki büyük tezgâhın başında harıl harıl çalışıyormuş. Elleri ileri geri, ileri geri gidip geliyormuş. Ama tezgâhların üstünde hiçbir şey yokmuş. Tek bir iplik bile. Havayı dokuyorlarmış.
Birkaç gün sonra kral, "Kumaşım ne durumda, merak ediyorum," demiş. Ama içi biraz rahatsızmış: Ya kendisi göremezse? Bu yüzden önce dürüst yaşlı vezirini göndermiş. "O akıllıdır," diye düşünmüş, "işini de ondan iyi yapan yoktur."
Yaşlı vezir içeri girdiğinde çocuk yine penceredeymiş. Dokumacılar eğilip selam vermiş ve boş tezgâhları göstermiş. "Şu desene bakın! Şu renklere bakın!" Zavallı yaşlı vezir gözlerini açabildiği kadar açmış, gözlüğünü düzeltmiş, ama hiçbir şey görememiş, çünkü ortada görülecek bir şey yokmuş.
"Aman Tanrım," diye düşünmüş. "Yoksa ben aptal mıyım? İşime layık değil miyim? Bunu kimse duymamalı!" Sonra yüksek sesle demiş ki: "Ah, ne kadar hoş! Gerçekten nefis! Krala ne kadar beğendiğimi söyleyeceğim."
Pencerenin dışında çocuk, kıkırdamasını tutmak için eliyle ağzını kapatmış.
Az sonra bir görevli daha gönderilmiş, onun da başına aynısı gelmiş. Sonunda kral bütün saray adamları ve yaşlı veziriyle birlikte kendisi gelmiş. Çocuk da kapının kenarından gizlice bakıyormuş.
Kral boş tezgâhlara bakakalmış. "Bu da ne?" diye düşünmüş ve buz kesmiş. "Hiçbir şey göremiyorum! Aptal mıyım yoksa? Krallığa layık değil miyim?" Ama ağzından yalnızca şu çıkmış: "Ah, muhteşem!" Vezir gururla boşluğu gösteriyormuş. Saray adamları başlarını sallayıp alkışlıyormuş. "Muhteşem! Harika! Şahane!" diye bağırıyorlarmış, ama hiçbiri bir şey görmüyormuş.
"Orada hiçbir şey yok ki," diye fısıldamış çocuk kendi kendine.
Herkes kralın yeni giysilerini büyük geçit töreninde giymesi gerektiğinde birleşmiş. Törenden önceki gece dokumacılar on altı mum yakıp sabaha kadar oturmuşlar. Kocaman makaslarla havayı kesmiş, ipliksiz iğnelerle dikiş dikmişler. Çocuk da pencerenin önünde esneye esneye onları seyretmiş.
Sabah olunca dokumacılar boy aynasının önünde boş ellerini kaldırmış. "İşte pantolon! İşte ceket! İşte pelerin! Örümcek ağı kadar hafiftir, giydiğinizi hissetmezsiniz bile." Kral şık giysilerini çıkarmış ve uzun beyaz iç gömleği ile uzun beyaz donuyla öylece kalmış. Dokumacılar da her parçayı ona giydiriyormuş gibi yapmış. Kral aynanın önünde bir o yana bir bu yana dönmüş. "Ne de güzel oturdu!" demiş saray adamları.
Sonra kral, dört direk üstünde taşınan bir gölgeliğin altında yola çıkmış. İki mabeyinci eğilip olmayan bir eteği yerden kaldırıp tutmuş.
Sokak boyunca insanlar bağırıyormuş: "Ne güzel! Şu eteğe bakın! Ne kadar yakışmış!" Kimse aptal görünmek istemiyormuş.
Çocuk kalabalığın en önünde gözlerini kısmış, bir daha kısmış, bir daha bakmış. Sonra ters çevrilmiş bir sandığın üstüne çıkmış, parmağıyla göstermiş ve yüksek sesle bağırmış:
"Ama kralın üstünde hiçbir şey yok ki!"
"Çocuğu dinleyin!" demiş yanındaki büyük. Söz kulaktan kulağa yayılmış: "Çocuk diyor ki kralın üstünde bir şey yokmuş! Üstünde hiçbir şey yok!" En sonunda bütün şehir gülerek bağırmaya başlamış: "Kralın üstünde hiçbir şey yok!"
Kral kulaklarının ucuna kadar kızarmış, çünkü haklı olduklarını biliyormuş. Ama "Tören artık sonuna kadar sürmeli," diye düşünmüş. Başını her zamankinden daha dik tutmuş ve saray kapısına kadar yürümüş. İki mabeyinci de arkasından, olmayan eteği büyük bir ciddiyetle taşımaya devam etmiş.
Çocuk da gülerek, yol boyunca ona el sallamış.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Kral — uygun: Dede, Baba, Amca/Dayı
- Dürüst yaşlı vezir — uygun: Dede, Babaanne / Anneanne, Amca/Dayı, Hala/Teyze
- Kalabalıktaki büyük — uygun: Baba, Anne, Dede, Babaanne / Anneanne, Amca/Dayı, Hala/Teyze