Kunduracı ve Cüceler çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Mum ışığında minik dikişler, bir Noel teşekkürü
Karlı bir Alman kasabasında yoksul bir kunduracı ailesinin yalnızca bir çift ayakkabılık derisi kalmıştır. Her sabah ayakkabılar sihirli gibi bitmiş bulunur ve kahramanımız onları kimin diktiğini öğrenmek için uyumadan bekler. Ardından en güzel Noel sürprizi gelir: bütün ailenin diktiği bir teşekkür hediyesi.
Renk paleti: holly red, candlelight gold and pine green
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Kunduracı ve Cüceler: masalın tamamı
Bir varmış bir yokmuş, küçük bir Alman kasabasında bir kunduracı, karısı ve Lena adında kızlarıyla birlikte yaşarmış. Kunduracı dürüst ve çalışkan bir adammış, ama zor günler geçiriyorlarmış. O yıl kış erken gelmiş, kasabanın eğri büğrü sokakları dizlere kadar karla kaplanmış, küçük dükkânın rafları da bomboş kalmış. Sonunda elde yalnızca tek bir çift ayakkabıya yetecek kadar deri kalmış.
“Eh,” demiş kunduracı, son deri parçasını havaya kaldırarak, “elimizdekinin en iyisini yaparız.”
O akşam tek bir mumun ışığında ayakkabıların derisini kesmiş. Lena da ona yardım etmiş. Parçaları tezgâhın üstüne özenle dizmiş: tabanları bir uca, yüzleri öbür uca koymuş, hepsi sabah dikilmeye hazırmış. Sonra aile dualarını etmiş ve güzel günler umarak yatmaya gitmiş.
Sabah olunca ilk uyanan Lena olmuş. Geceliğiyle atölyeye koşmuş, kapıda durup şaşkınlıkla bakakalmış. Akşam deri parçalarının durduğu tezgâhın üstünde bir çift ayakkabı duruyormuş. Bitmiş, tertemiz ayakkabılarmış bunlar; minicik dikişlerinin her biri dümdüzmüş, kışın gri ışığında pırıl pırıl parlıyorlarmış.
“Baba! Anne! Gelin de bakın!”
Kunduracı ayakkabıları eline almış, evirip çevirip incelemiş. “Ben bile bundan iyisini yapamazdım,” demiş. “Tek bir dikiş bile yerinden kaymamış.”
Çok geçmeden dükkâna bir müşteri gelmiş, şık paltolu bir beyefendi. Ayakkabıları denemiş, ayağına öyle güzel oturmuşlar ki her zamankinden çok daha fazla para ödemiş ve tezgâhın üstüne bir avuç altın bırakmış. Kunduracı bu parayla iki çift ayakkabıya yetecek deri almış. Akşam derileri kesmiş, Lena parçaları dizmiş ve hepsi yatmaya gitmiş.
Sabah tezgâhta iki çift ayakkabı hazır bekliyormuş. Bunlar da öyle iyi satılmış ki kunduracı dört çifte yetecek deri alabilmiş. Ertesi sabah tezgâhta dört çift ayakkabı varmış, hem de memleketin en güzel ayakkabıları kadar güzel. Bu böyle gece gece sürüp gitmiş. Kunduracı akşam ne kadar deri keserse, sabaha hepsi bitmiş oluyormuş. Az zamanda raflar güzel ayakkabılarla dolmuş, kasabanın dört bir yanından müşteriler gelmeye başlamış, ailenin ocağında yeniden sıcak bir ateş, sofrasında taze ekmek olmuş.
Noel'e az kala bir akşam Lena ateşin başında oturmuş ve sormuş: “Sizce bize kim yardım ediyor?”
“Ben de her gece bunu merak ediyorum,” demiş annesi.
“O zaman bu gece uyumayalım da görelim,” demiş kunduracı.
Böylece Noel arifesinde, derileri kesip tezgâha dizdikten sonra yatmaya gitmemişler. Bir mum yakıp tezgâhın üstüne bırakmışlar, atölyenin köşesindeki perdenin arkasına saklanmışlar. Beklemişler, beklemişler; ocaktaki ateş sönmüş, dışarıda rüzgâr uğuldamış, Lena'nın gözkapakları ağırlaşmış.
Tam kilisenin saati gece yarısını çaldığında kapı gıcırdamış ve içeri iki minicik adam koşa koşa girmiş. Boyları Lena'nın elinden büyük değilmiş, üstlerinde de ince, yırtık pırtık paçavralardan başka bir şey yokmuş. Tezgâhın üstüne tırmanmışlar, deri parçalarını almışlar ve öyle hızlı dikip çakmaya başlamışlar ki Lena parmaklarını gözüyle zor takip edebiliyormuş. Tık, tık, tık diye ötüyormuş minik çekiçleri. Göz açıp kapayıncaya kadar ayakkabılar bitmiş ve sıra sıra dizilmiş. Sonra iki küçük adam tezgâhtan atlamış ve gecenin içine koşarak gözden kaybolmuş.
Lena perdenin arkasından başını uzatmış. “Gördünüz mü?” diye fısıldamış. “Hiç ayakkabıları yoktu. Ayakları çıplaktı, tir tir titriyorlardı.”
“Bizi zengin ettiler,” demiş annesi yumuşacık bir sesle, “ama kendilerini ısıtacak hiçbir şeyleri yok. Böyle olmaz. Noel geldi. Hadi onlara bir hediye hazırlayalım.”
Böylece bütün aile işe koyulmuş. Günlerce ateşin başında oturup kesip biçmişler, dikip örmüşler. Lena'nın annesi iki minik gömlek ve iki küçük pantolon dikmiş. İki çift yün çorap örmüş. Lena da çobanpüskülü meyveleri kadar kırmızı iki küçük yeleğin dikişine yardım etmiş. Kunduracının kendisi de hayatında yaptığı en küçük iki çift ayakkabıyı yapmış; öyle küçüklermiş ki avucunun içine sığıyorlarmış.
Ertesi gece deri yerine bu küçük giysileri tezgâhın üstüne özenle sermişler, yanlarına da Noel için bir çam dalı koymuşlar. Sonra yine perdenin arkasına saklanmışlar.
Gece yarısı iki küçük adam çalışmaya hazır, koşa koşa gelmiş. Ama ortada hiç deri yokmuş. Onun yerine minik gömlekleri, pantolonları, çorapları, yelekleri ve ayakkabıları bulmuşlar. Önce şaşkın şaşkın bakmışlar. Sonra yüzleri sevinçle aydınlanmış. Ellerinden geldiğince hızlı giyinmişler, yeni giysilerini düzeltip yeni ayakkabılarını hayranlıkla seyretmişler ve şarkı söylemeye başlamışlar:
“Bak şu halimize, olduk şık mı şık, Ne işimiz var tezgâhta artık?”
Dans etmişler, sekmişler, sandalyelerin ve tezgâhın üstünden atlamışlar, en sonunda da dans ede ede kapıdan çıkıp karlı gecenin içine karışmışlar.
Küçük adamlar bir daha hiç gelmemiş. Ama o geceden sonra kunduracıyla ailesinin her işi rast gitmiş. Onun ayakkabıları kasabanın en güzel ayakkabıları olmuş ve bir daha hiç işsiz kalmamış. Noel sabahı hep birlikte güzel yiyeceklerle dolu bir sofraya oturmuşlar; mumlar ışıl ışıl yanıyor, dışarıda kar usul usul yağıyormuş. O günden sonra her Noel'de Lena tezgâhın üstüne küçük bir çam dalı bırakırmış, ne olur ne olmaz diye.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Kunduracı — uygun: Baba, Dede, Amca/Dayı
- Kunduracının Karısı — uygun: Anne, Babaanne / Anneanne, Hala/Teyze