TR
← Tüm hikâyeler

Doğum Günü Dileği çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap

Bir pasta, gizli bir dilek, minicik bir yıldız

Bugün kahramanımızın doğum günü; mumlar sönünce dumanları minicik bir dilek perisine dönüşür. Birlikte kâğıt bir kayıkla punç kâsesinin üstünde yüzer, balonlarla uçar ve dileklerin fener gibi parladığı ülkeyi ziyaret ederler. Pastaya tam zamanında dönen kahramanımız, gizli bir dileğin sessizce gerçekleşebildiğini keşfeder.

Masalın tamamını oku ↓

Renk paleti: candle gold, frosting pink and party sky blue

Örnek sayfalar

Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.

Duman küçük bir yıldıza dönüşürken mumları üflemek
Duman küçük bir yıldıza dönüşürken mumları üflemek
Bahçenin ve kasabanın üzerinde bir demet balon
Bahçenin ve kasabanın üzerinde bir demet balon
Doğum günü dileklerinin fener gibi asılı durduğu ışıltılı bir ülke
Doğum günü dileklerinin fener gibi asılı durduğu ışıltılı bir ülke

Örnek kitaplar

Doğum Günü Dileği: masalın tamamı

Bugün Elif'in doğum günüymüş ve bütün ev neşeyle doluymuş. Bahçedeki uzun masaya çiçekli bir örtü serilmiş, üstüne renkli tabaklar, bardaklar ve küçük bayraklar dizilmiş. Masanın çevresinde kırmızı, sarı ve mavi balonlar havada dans ediyormuş. Masanın bir ucunda da parlak kâğıtlara sarılmış, kurdeleli hediyeler üst üste yığılmış.

Herkes gelmiş. Annesi, babası, teyzesi, amcası, kuzeni Mert ve anaokulundaki en sevdiği arkadaşları. Herkesin başında sivri uçlu, rengârenk birer parti şapkası varmış ve herkes aynı anda konuşuyormuş. Elif masanın baş köşesinde, tam ortada oturuyormuş ve sevinçten yerinde duramıyormuş.

Derken bir sessizlik olmuş. Annesi elinde pastayla mutfaktan çıkmış. Pasta kocaman ve yuvarlakmış, üstü pembe kremayla kaplıymış, şekerden küçük yıldızlarla süslenmiş. Mumlar ılık rüzgârda titreşiyormuş.

“Şimdi bir dilek tut,” diye fısıldamış annesi. “Ama unutma, dilek gizli kalmalı.”

Elif gözlerini kapamış. Dünyada en çok istediği şeyi düşünmüş. Bunu yüksek sesle söylememiş, içinden bile usulca, fısıltıyla düşünmüş. Sonra yanaklarını iki balon gibi şişirmiş ve var gücüyle üflemiş.

Püüüf! Bütün mumlar aynı anda sönmüş. Misafirler alkışlamış, “İyi ki doğdun Elif!” diye bağırmışlar.

Ama Elif, kimsenin göremediği bir şey görmüş. Sönen mumlardan ince, gri bir duman yükseliyormuş. Duman kıvrılmış, dönmüş, dönmüş ve sonunda minicik bir yıldıza dönüşmüş. Yıldız altın gibi parlıyormuş, iki minik kolu, iki minik bacağı varmış. Elif'e göz kırpmış.

“Merhaba Elif,” demiş yıldız, küçük bir çan gibi çınlayan sesiyle. “Ben senin dilek perinim. Bir çocuk bütün kalbiyle dilek tuttuğunda ben doğarım. Dileğinin nereye gittiğini görmek ister misin?”

Elif öyle bir başını sallamış ki parti şapkası yana kaymış. Misafirlerin hiçbiri bir şey fark etmemiş. Babası pasta bıçağını arıyormuş, kuzeni Mert de gizlice bir kurabiye aşırmaya çalışıyormuş.

Yıldız, Elif'in çevresinde ışıltılı bir toz bulutu döndürmüş ve hop, Elif küçülmüş de küçülmüş, sonunda bir parmak kadar kalmış. Punç kâsesinin yanında, teyzesinin katlayıp kayık yaptığı bir peçete duruyormuş. Yıldız Elif'in kayığa binmesine yardım etmiş ve kayık kâsedeki punçun üstüne süzülmüş.

Pembe bir gölde yüzmek gibiymiş. Portakal dilimleri sarı adalar gibi yanlarından geçiyor, çilekler küçük kırmızı şamandıralar gibi sallanıyor, bir buz parçası da buzdağı gibi pırıldıyormuş. Elif kayığın kenarından eğilip kahkahalarla gülmüş. Yıldız da kayığın burnunda oturup yolu aydınlatıyormuş.

Kâsenin öbür ucuna varınca yıldız Elif'in etrafında bir tur dönmüş ve Elif yeniden eski boyuna kavuşmuş. Bir de bakmış ki masanın yanında duruyor ve elinde koca bir demet balon var.

“Sıkı tutun,” demiş yıldız.

Balonlar çekmiş, çekmiş ve Elif'in ayakları çimenlerden kesilmiş. Masanın üstünden, erik ağacının üstünden, çatıların üstünden yükselmiş. Aşağıda bahçe, üstünde parti şapkaları benek benek görünen küçük bir oyuncak masa gibi kalmış. Okulu, caminin minaresini, kasabanın içinden geçen dereyi görmüş. Rüzgâr yüzünü gıdıklıyormuş.

Uzun uzun uçmuşlar. Sonunda gökyüzü yumuşacık bir mora bürünmüş ve ilk yıldızlar belirmiş. Balonlar, her zaman alacakaranlık olan bir ülkeye yavaşça inmiş. Orada yaprakları gümüşten ağaçlar varmış ve her dalda türlü türlü renkte parlayan fenerler asılıymış.

“Her fener bir doğum günü dileği,” demiş yıldız. “Dilekler büyüyene kadar onlara burada biz bakarız.”

Elif patikada yürüyüp başını kaldırmış. Kimi fenerler maviymiş, kimi yeşil, kimi de kıkırdıyormuş gibi göz kırpıyormuş. Tam başının üstünde bir tanesi sıcacık, altın gibi parlıyormuş ve Elif yaklaşınca usulca vızıldıyormuş. Elif hemen anlamış. O fener onunmuş.

Bir çalılığın arasından küçük bir tilki çıkmış, ağzında bir şey varmış. Kiraz gibi kırmızı, pırıl pırıl bir kurdeleymiş bu.

“Partin için,” demiş tilki ve kurdeleyi Elif'in avucuna bırakmış.

Fenerli bir dalda üç mavi kuş yan yana oturuyormuş. Küçük göğüslerini kabartmışlar ve öyle güzel bir doğum günü şarkısı söylemişler ki notalar havada ışıl ışıl kıvrımlara dönüşmüş. Kıvrımlar süzülüp Elif'in cebine yerleşmiş.

“Şarkıyı evine götürebilirsin artık,” diye cıvıldamış en küçükleri.

En sonunda çayırın öbür ucundan bir ayı yavrusu paytak paytak gelmiş. Elif'ten bir adım ötede durmuş ve kollarını kocaman açmış. Ayı yavrusundan sıcacık, altın renkli bir ışık süzülmüş ve Elif'i en yumuşak battaniye gibi sarmış.

“Bu bir sarılma,” demiş ayı yavrusu. “Partine götürmen için.”

“Şimdi acele etmeliyiz,” demiş yıldız. “Pasta birazdan kesilecek.”

Elif balonlara yeniden tutunmuş. Gecenin içinden, aydınlık öğleden sonraya doğru uçmuşlar, çatıların üstünden bahçeye inmişler. Elif sessizce sandalyesine süzülmüş. Tam o anda annesi bıçağı pastaya batırmış.

“İlk dilimi kim istiyor?” diye sormuş annesi.

“Doğum günü kızı, tabii ki!” diye bağırmış amcası.

Elif'in gittiğini kimse fark etmemiş. Bir tek Elif biliyormuş. Elinde hâlâ kırmızı kurdele, cebinde de sıcacık küçük bir şarkı varmış. Yıldız pasta tabağının kenarından ona son bir kez göz kırpmış ve küçük bir pırıltıyla kaybolmuş.

Tam o sırada kapı çalmış.

Annesi kapıyı açmaya gitmiş ve Elif, herkesten iyi tanıdığı bir ses duymuş. Uzun zamandır duymadığı bir ses. Çünkü o ses çok uzaklarda, denizlerin ötesinde yaşıyormuş.

“Benim doğum günü kızım nerede?”

Dedesiymiş bu! Elinde bavulu, başında şapkası, kollarını da tıpkı ayı yavrusu gibi kocaman açmış.

Elif öyle hızlı koşmuş ki sandalyesi devrilmiş. Kendini dedesinin kollarına atmış. İşte tam da bunu dilemiş ama kimseye söylememiş.

Akşam misafirler gittikten sonra Elif kırmızı kurdeleyi dedesinin şapkasına bağlamış. Dedesi de ömründe bundan güzel bir fiyonk görmediğini söylemiş. Elif yatağına yattığında mavi kuşların şarkısını hâlâ duyabiliyormuş; usul usul, sanki birisi karanlıkta mırıldanıyormuş gibi.

Aileniz için roller

Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.

Bu kitabı oluştur

Blogumuzdan

Dil

🇬🇧 EN · English🇩🇪 DE · Deutsch🇫🇷 FR · Français🇪🇸 ES · Español🇮🇹 IT · Italiano🇳🇱 NL · Nederlands🇸🇪 SV · Svenska🇩🇰 DA · Dansk🇳🇴 NB · Norsk bokmål🇹🇷 TR · Türkçe

Hesap oluşturAna sayfaHikâyelerÖzel günlerYılbaşı kitaplarıNasıl çalışırSSSBlogHakkımızdaGizlilik politikasıBize ulaşın