TR
← Tüm hikâyeler

Çirkin Ördek Yavrusu çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap

Kocaman gri bir yumurta, uzun bir kış, bembeyaz bir kuğu

Anne ördeğin yuvasındaki son yumurtadan, kardeşlerine hiç benzemeyen iri, gri bir yavru çıkar ve bütün kümes onunla alay eder. Kahramanımız bataklıkta, bir kulübede ve kışın ortasında tek başına yol alırken gökyüzündeki güzel beyaz kuğuların hayalini kurar; ta ki bir bahar günü su ona gerçekte kim olduğunu gösterene kadar.

Masalın tamamını oku ↓

Renk paleti: soft swan white, pond-water teal and lilac blossom mauve

Bu görseller nasıl çizildi?

Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.

Görsel tarzı
Çizim
İllüstrasyon ağırlığı
Orta
İllüstrasyon görünümü
Işıltılı Çizim
İllüstrasyon ağırlığı

Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.

Örnek sayfalar

Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.

Eski konağın yanında son ve en büyük yumurta çatlıyor
Eski konağın yanında son ve en büyük yumurta çatlıyor
İyi kalpli bir çiftçi küçük kuşu kış buzundan kurtarıyor
İyi kalpli bir çiftçi küçük kuşu kış buzundan kurtarıyor
Büyük beyaz kuğular onu sevinçle karşılıyor
Büyük beyaz kuğular onu sevinçle karşılıyor

Çirkin Ördek Yavrusu: masalın tamamı

Bir varmış bir yokmuş, kırlarda yaz varmış ve her yer pek güzelmiş. Buğdaylar altın sarısıymış, otlar çayırlarda yeşil yeşil yığılmış, leylek de uzun kırmızı bacaklarıyla oraya buraya dolaşırmış. Bütün bunların ortasında, etrafı derin bir hendekle çevrili eski bir konak varmış. Suyun kenarındaki kocaman dulavratotu yapraklarının altında da bir anne ördek, yuvasında yumurtalarının üstüne yatmış.

Çok uzun zamandır orada bekliyormuş ve artık biraz sıkılmış. Sonunda yumurtalar birer birer çıt, çıt diye çatlamış ve içlerinden sapsarı, pamuk gibi ördek yavruları çıkıp başlarını yaprakların altından uzatmış.

“Cik, cik!” demişler. “Dünya ne kadar da büyükmüş!”

Ama en büyük yumurta hâlâ orada duruyormuş.

“Bu hiç mi açılmayacak?” diye iç geçirmiş anne ördek ve yeniden onun üstüne yatmış.

Sonunda büyük yumurta da çatlamış. “Cik, cik,” demiş yavru ve yuvarlanarak dışarı çıkmış. Çok iri ve boz renkliymiş; ötekilere hiç mi hiç benzemiyormuş.

“Aman Tanrım, ne kocaman bir yavru,” demiş anne ördek. “Ötekilerin hiçbiri böyle değil.”

Ertesi gün güneş yeşil yaprakların üstünde parlarken anne ördek bütün ailesini hendeğe götürmüş. Şap! Suya atlamış. “Vak, vak!” diye çağırmış; yavrular da birer birer arkasından suya dalmış. Su başlarının üstünü örtmüş ama hemen yeniden yüzeye çıkıp güzel güzel yüzmüşler. İri gri yavru da onlarla birlikte yüzüyormuş.

“Bakın, ayaklarını nasıl da güzel kullanıyor,” demiş anne ördek gururla, “nasıl da dik duruyor. O benim kendi yavrum; dikkatle bakınca aslında pek de sevimli.”

Sonra yavrularını herkesle tanıştırmak için kümese götürmüş. Ama oradaki ördekler iri gri yavruya dik dik bakmışlar.

“Şuna bakın!” diye vaklamışlar. “Ne kadar da çirkin! Onu burada istemiyoruz.”

Tavuklar gıdaklamış; mahmuzlarla doğmuş ve kendini imparator sanan hindi de yelkenleri şişmiş bir gemi gibi kabarmış ve yüzü kıpkırmızı olana kadar glu glu diye bağırmış.

“Onu rahat bırakın,” demiş anne ördek kanatlarını açarak. “Kimseye bir zararı yok.”

Ama bu böyle her gün sürmüş. Herkes zavallı yavruyla, o kadar iri ve o kadar çirkin olduğu için alay etmiş; kendi kardeşleri bile. Sonunda yavru öyle üzülmüş ki kaçıp çitin üstünden kanat çırparak uçmuş. Çalılardaki küçük kuşlar korkuyla havalanmış.

“Bu, çok çirkin olduğum için,” diye düşünmüş yavru ve gözlerini kapayıp koşmaya devam etmiş.

Yaban ördeklerinin yaşadığı büyük bataklığa varmış ve bütün geceyi orada yorgun ve üzgün geçirmiş. Sabah olunca yaban ördekleri ona bakmış. “Sen ne biçim bir kuşsun?” demişler. “Pek çirkinsin. Ama olsun, ayak altında dolaşmazsan bataklığımızda kalabilirsin.” İki genç yaban kazı da ona gülmüş. Sonra sazlıkların arasından suları şapırdatarak kocaman bir köpek gelmiş. Burnunu ona iyice yaklaştırmış, koklamış ve ona dokunmadan yine şapırdata şapırdata gitmiş.

“O kadar çirkinim ki köpek bile benimle uğraşmıyor,” diye iç çekmiş yavru.

Akşama doğru bir fırtına çıkmış. Yavru, kapısı kırık, yamuk yumuk küçük bir kulübe bulmuş ve aralıktan içeri süzülmüş. Orada yaşlı bir kadın, sırtını kamburlaştırıp mırlayabilen, hatta kıvılcım saçabilen kedisi ve güzel yumurtalar yumurtlayan tavuğuyla birlikte yaşıyormuş. Yaşlı kadının gözleri pek iyi görmediği için yavruyu yakında yumurtlayacak şişman bir ördek sanmış.

“Yumurtlayabilir misin?” diye sormuş tavuk.

“Hayır.”

“Sırtını kamburlaştırıp mırlayabilir misin?” diye sormuş kedi.

“Hayır.”

“O zaman akıllı kişiler konuşurken sus bakalım.”

Yavru bir köşeye oturmuş, içi kararmış. Sonra temiz havayı, güneşi, suda süzülmeyi öyle özlemiş ki bunu tavuğa anlatmadan edememiş.

“Ne saçma bir fikir!” demiş tavuk. “Kediye sor bakalım, suda yüzmeyi seviyor mu? Yaşlı kadına sor!”

“Beni anlamıyorsunuz,” demiş yavru. Ve çıkıp geniş dünyaya doğru yola koyulmuş.

Sonbahar gelmiş. Ormandaki yapraklar sararıp kızarmış, rüzgâr onları dans ettirmiş. Bir akşam, güneş batarken çalıların arasından kocaman, çok güzel kuşlardan oluşan bir sürü havalanmış. Göz kamaştırıcı beyazlıktaymışlar, uzun ve zarif boyunları varmış. Bunlar kuğularmış. Kocaman kanatlarını açıp daha sıcak ülkelere doğru uçup gitmişler. Çirkin ördek yavrusu boynunu onlara doğru uzatmış ve öyle tuhaf bir çığlık atmış ki kendisi bile korkmuş. Adlarını da, nereye uçtuklarını da bilmiyormuş ama onları daha önce hiçbir şeyi sevmediği kadar sevmiş.

Sonra kış gelmiş; öyle soğuk, öyle soğuk ki! Yavru, küçük bir su deliği donmasın diye durmadan daireler çizerek yüzmek zorunda kalmış, ama delik her gece biraz daha küçülmüş ve sonunda yavru kımıldayamaz olup buza saplanıp kalmış.

Sabah erkenden iyi kalpli bir çiftçi oradan geçmiş. Onu görmüş, tahta takunyasıyla buzu kırmış ve onu karısına, evine götürmüş. Orada, sıcak sobanın yanındaki samanlı bir sepette yavru kendine gelmiş. Çiftçinin çocuğu ona her gün ekmek kırıntıları getirmiş ve korkutmamak için onları pek nazikçe uzatmış. Böylece yavru, dışarıda kar yağarken uzun kışı sıcacık ve güvende geçirmiş.

Güneş yeniden ısıtmaya, tarlakuşları şakımaya başlayınca yavru kanatlarını açmış. Kanatları eskisinden güçlüymüş; onu yükseklere, uzaklara taşımış ve sonunda elma ağaçlarının çiçek açtığı, leylakların uzun yeşil dallarını kıvrım kıvrım bir gölün üstüne sarkıttığı büyük bir bahçeye konmuş.

Sık çalıların arasından üç güzel beyaz kuğu çıkmış; tüylerini kabartıp suyun üstünde hafifçe süzülüyorlarmış. Yavru onları tanımış ve içini tuhaf bir hüzün kaplamış.

“O soylu kuşların yanına uçacağım,” diye düşünmüş, “çirkin olduğum için bana gülseler bile.” Suya doğru uçmuş ve onlara doğru yüzmüş. Kuğular tüyleri kabarmış hâlde ona doğru gelirken başını suya doğru eğmiş ve gülünmeye hazırlanmış.

Ama berrak suda ne görmüş dersiniz? Kendi yansımasını görmüş. Artık beceriksiz, koyu gri, bakılmayacak kadar çirkin bir kuş değilmiş. Bir kuğuymuş!

Bir kuğu yumurtasından çıktıktan sonra, ördek kümesinde doğmuş olmanın hiçbir önemi yokmuş.

Büyük kuğular onun çevresinde yüzmüş ve gagalarıyla onu okşamışlar. Bahçeye birkaç küçük çocuk gelmiş ve suya ekmek atmışlar. En küçükleri, “Bakın, yeni bir tane var!” diye bağırmış. Ötekiler de sevinçle haykırmış: “Evet, yeni bir tane gelmiş! Hem de yeni gelen hepsinin en güzeli; öyle genç, öyle güzel ki!”

O zaman yavru pek utanmış ve başını kanadının altına saklamış. Mutluymuş, çok mutluymuş ama hiç de kibirli değilmiş; çünkü iyi bir yürek asla kibirlenmez. Tüylerini kabartmış, ince boynunu kaldırmış ve yüreğinin ta derinliklerinden, “Çirkin ördek yavrusuyken böyle bir mutluluğu rüyamda bile görmemiştim,” demiş.

Aileniz için roller

Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.

Bu kitabı oluştur

Blogumuzdan

Hesap oluşturAna sayfaHikâyelerÖzel günlerYılbaşı kitaplarıNasıl çalışırSSSBlogHakkımızdaGizlilik politikasıBize ulaşın
Dil🇹🇷 TR