Bremen Mızıkacıları çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Bir eşek, bir köpek, bir kedi, bir horoz… ve çok ama çok yüksek bir şarkı
Değirmenin yaşlı eşeği artık çuval taşıyamayacak kadar yorgundur; kahramanımız da onunla birlikte kasabanın mızıkacısı olmak için Bremen'e doğru yola çıkar. Yolda yorgun bir köpek, üzgün bir kedi ve gürültücü bir horoz da bandoya katılır. Karanlık bir ormanda haydutların evini bulurlar, pencerenin önünde birbirlerinin sırtına çıkar ve öyle yüksek sesle şarkı söylerler ki haydutlar kaçıp gider… ve küçük ev onların yuvası olur.
Renk paleti: warm lantern amber, forest moss green and twilight plum
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Bremen Mızıkacıları: masalın tamamı
Bir varmış bir yokmuş, bir değirmende yaşlı, gri bir eşek yaşarmış. Uzun yıllar boyunca ağır un çuvallarını değirmenden pazara taşımış, bir kez bile şikâyet etmemiş. Ama artık yaşlanmış, bacakları yorulmuş, her çuval bir öncekinden daha ağır gelir olmuş.
Bir sabah değirmenci eşeğin boynunu okşamış. “Yeterince çalıştın, eski dostum,” demiş. “Artık dinlenebilirsin. Bundan sonra sana çuval yok.”
Eşek değirmene, kapının yanında üst üste dizilmiş çuvallara bakmış ve uzun uzun düşünmüş. Sonunda, “Çuval taşımak için yaşlıyım,” demiş, “ama şarkı söylemek için hiç de yaşlı değilim. Bremen’e gidip kasabanın mızıkacısı olacağım.”
Değirmencinin küçük kızı her şeyi duymuş. “O zaman ben de geliyorum,” demiş, “yolda yalnız kalma diye.”
Değirmenci gülmüş, başını sallamış ve kızın heybesine bir somun ekmek koymuş. “Haydi bakalım, ikiniz de yolunuz açık olsun,” demiş. “Bana da bir şarkıyla dönün.”
Böylece kız ile eşek uzun köy yoluna düşmüşler. Bremen’i gösteren tahta tabelanın önünden geçmişler; arkalarında değirmen gitgide küçülmüş.
Çok gitmemişler ki yol kenarında yatan yaşlı bir av köpeği görmüşler. Köpek, sanki yüz fersah koşmuş gibi soluk soluğaymış.
“Neden böyle soluyorsun, yaşlı köpek?” diye sormuş kız.
“Ah,” diye iç çekmiş köpek, “ava çıkamayacak kadar yaşlandım. Bacaklarım artık koşmuyor, sahibim de beni istemiyor. Ne yapacağım şimdi ben?”
“Bizimle Bremen’e gel,” demiş kız. “Mızıkacı olacağız. Eşek ud çalacak, sen de davul çalarsın.”
Köpek bu fikre bayılmış; kalkıp onların yanında tıpış tıpış yürümeye başlamış.
Biraz ileride, yaşlı tekir bir kedi yolun ortasına oturmuş, üç gün yağmur yağmış gibi suratını asmış.
“Neyin var, yaşlı pisi?” diye sormuş kız.
“Yaşlanıyorum,” demiş kedi, “dişlerim köreldi, fare kovalamaktansa sıcak sobanın arkasında mırlamayı tercih ediyorum. Ev hanımı da artık hiçbir işe yaramadığımı söylüyor. Nereye gideceğim şimdi?”
“Bizimle Bremen’e gel,” demiş kız. “Sen gece şarkılarından iyi anlarsın. Bizim şarkıcımız olursun.”
Bu kedinin çok hoşuna gitmiş ve o da onlarla yola koyulmuş.
Çok geçmeden dört arkadaş bir çiftliğin önünden geçmişler. Bahçe kapısının üstünde kırmızı bir horoz, avazı çıktığı kadar ötüyormuş.
“Ü-ürü-üüü! Ü-ürü-üüü!”
“Öyle yüksek ötüyorsun ki bulutlar titriyor,” demiş kız. “Neyin var?”
“Çiftçinin karısı çok gürültü yaptığımı söylüyor,” demiş horoz, “yarın da gitmem gerekiyor. Ben de bugün, üstünde ötecek bir kapım varken, olabildiğince yüksek ötüyorum.”
“O zaman bizimle gel,” demiş kız. “Güzel, gür bir sesin var. Hep birlikte çalıp söylediğimizde duyulmaya değer bir şey olacak!”
Horoz kanat çırpıp kapıdan aşağı inmiş; artık Bremen yolunda beş kişilermiş.
Ama Bremen çok uzaktaymış, bir günde varamazlarmış. Akşam olunca büyük, karanlık bir ormana girmişler ve geceyi orada geçirmeye karar vermişler. Eşekle köpek kocaman bir ağacın altına uzanmış, kedi bir dala kurulmuş, kız yosunlu bir köke kıvrılmış, horoz da kendini en güvende hissettiği ağacın en tepesine uçmuş.
Uyumadan önce horoz dört bir yana bakmış. “Bir ışık görüyorum!” diye seslenmiş aşağıya. “Orada bir ev olmalı.”
“O zaman gidelim,” demiş kız, “çatı altındaki yatak, yosundan yataktan iyidir.”
Işığa doğru yürümüşler; ışık gittikçe büyümüş, parlamış ve sonunda penceresi ışıl ışıl yanan küçük bir evin önüne varmışlar. En uzunları eşekmiş; sessizce yaklaşıp içeri bakmış.
“Ne görüyorsun, Boz?” diye fısıldamış horoz.
“Yiyecek içecek dolu bir sofra görüyorum,” demiş eşek, “etrafında da keyif çatan haydutlar oturuyor.”
“Bu tam bize göre,” demiş kız. Ve hep birlikte bir plan yapmışlar.
Eşek ön ayaklarını pencerenin pervazına dayamış. Köpek eşeğin sırtına zıplamış. Kedi köpeğin sırtına tırmanmış. Horoz da uçup kedinin başına konmuş. Kız ay ışığındaki bahçede biraz geri çekilmiş ve ellerini kaldırmış.
“Bir,” diye fısıldamış. “İki… üç!”
Hepsi birden müziğe başlamış. Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz ötmüş ve büyük bir gürültüyle pencereden içeri yuvarlanmışlar. Haydutlar bir canavar geldi sanıp korkuyla yerlerinden fırlamış, kapıdan çıkıp var güçleriyle ormana kaçmışlar.
Bunun üzerine beş arkadaş sofraya oturmuş ve sanki bir ay boyunca yemek görmeyecekmiş gibi yemişler.
Yemek bitince mumları söndürmüşler ve her biri kendine bir uyku yeri bulmuş. Eşek avludaki yumuşak samanlara, köpek kapının arkasına, kedi ocağın sıcak küllerinin yanına, horoz çatı kirişine, kız da tahta sedirin üstüne, rengârenk bir yamalı yorganın altına yatmış.
Gece yarısı haydutlar evin karanlık ve sessiz olduğunu görmüşler. “Belki de fazla aceleyle kaçtık,” demiş reisleri ve haydutlardan birini bakmaya göndermiş.
Haydut elinde bir mumla parmak uçlarında mutfağa girmiş. Ocağın yanında parlayan iki göz görmüş, onları köz sanmış ve mumunu yakmak için eğilmiş. Ama onlar kedinin gözleriymiş! Kedi tıslayıp homurdanmış. Kapının arkasındaki köpek fırlayıp havlamış. Avludaki eşek anırmış. Kirişteki horoz da uyanıp “Ü-ürü-üüü!” diye ötmüş.
Haydut koşa koşa reisinin yanına dönmüş. “O evde bana tıslayan bir cadı var,” demiş nefes nefese, “kapının arkasında hırlayan bir adam, avluda kükreyen kara bir canavar, çatıda da ‘Getirin o haylazı bana!’ diye bağıran bir yargıç! Ben oraya bir daha gitmem!”
Haydutlar da oraya bir daha hiç gitmemiş.
Beş arkadaşa gelince, küçük evi o kadar sevmişler ki Bremen’e hiç gitmemişler. Her akşam kapının önünde müzik yapmışlar: anırmışlar, havlamışlar, miyavlamışlar, ötmüşler ve şarkı söylemişler. Bir akşam değirmenci, ta uzaktaki değirmeninden müziği duymuş; fenerini alıp sesi izleyerek ormanı geçmiş ve akşam yemeğine gelmiş. Ömründe bundan güzel bir bando dinlemediğini söylemiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de her akşam şarkı söyleyen dostlara.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Eşek — bir sonraki adımda isimle seçilir
- Köpek — uygun: Evcil hayvan
- Kedi — uygun: Evcil hayvan
- Horoz — bir sonraki adımda isimle seçilir
- Değirmenci — uygun: Dede, Babaanne / Anneanne, Baba, Anne, Amca/Dayı, Hala/Teyze