Rumpelstiltskin çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Samanla dolu bir oda, altın eğiren bir çark ve bilinmesi gereken bir isim
Değirmenci, çocuğunun samanı altına eğirebildiğini söyleyerek övünür; kral da kahramanımızı samanla dolu bir odaya kapatır. Tuhaf, ufacık bir adam bütün samanı altına eğirir, ama üçüncü gece karşılığında çocuğun çok sevdiği kuzucuğu ister. Artık kuzucuğu kurtarmanın tek bir yolu vardır: ufak adamın adını bilmek.
Renk paleti: spun gold, straw yellow and candlelit tower brown
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Rumpelstiltskin: masalın tamamı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yoksul ama pek gururlu bir değirmenci varmış. Bir gün değirmeninin önünde, yol kenarında dururken kralın arabası takır tukur gelip önünde durmuş. Değirmenci kendini önemli göstermeyi öyle çok istemiş ki, ne dediğini bilmeden bağırıvermiş: “Kralım, benim kızım samanı eğirip altına çevirebilir!”
Kral da dünyada en çok altını severmiş. “Bu, pek hoşuma giden bir hüner,” demiş. “Kızın dediğin kadar becerikliyse yarın onu saraya getir, bir görelim.”
Ertesi sabah kral, değirmencinin kızını döne döne çıkan bir merdivenden kulenin en tepesindeki bir odaya götürmüş. Oda duvardan duvara samanla doluymuş; ortasında da tahta bir çıkrıkla küçük bir tabure duruyormuş.
“Haydi, işe koyul,” demiş kral. “Sabaha kadar bu samanın hepsi altın olmalı.” Sonra dışarı çıkmış, kocaman demir anahtarı kilitte çevirmiş ve kızı yalnız bırakmış.
Zavallı kız taburenin üstüne oturmuş. Samanın nasıl altına eğrileceğini hiç bilmiyormuş. Koca dünyada kimse bilmiyormuş ki! Kız samana bakmış, saman kıza bakmış, sonunda kız ağlamaya başlamış.
Birden kapı gıcırdayarak açılmış ve içeri uzun sakallı, sivri külahlı, tuhaf, ufacık bir adam girmiş.
“İyi akşamlar, değirmencinin kızı,” demiş. “Neden böyle ağlıyorsun?”
“Bütün bu samanı altına eğirmem gerekiyor,” diye hıçkırmış kız, “ama nasıl yapılır, bilmiyorum.”
“Senin yerine ben eğirirsem bana ne verirsin?” diye sormuş ufak adam.
“Kolyemi,” demiş kız ve boncuktan küçük kolyesini uzatmış.
Ufak adam kolyeyi almış, çıkrığın başına oturmuş ve vız, vız, vız, üç dönüşte makara parıl parıl altın iplikle dolmuş. Bir makara daha takmış; vız, vız, vız, üç dönüşte o da dolmuş. Bütün gece böyle sürmüş, ta ki son saman çöpü de eğrilip bütün oda altınla ışıl ışıl parlayana kadar.
Güneş doğarken kral kapıyı açmış. Altınları görünce şaşırmış, çok sevinmiş, ama bu onun gözünü daha da doyumsuz yapmış. O akşam değirmencinin kızını, samanın daha da yükseğe yığıldığı daha büyük bir odaya götürmüş ve sabaha kadar onu da eğirmesini emretmiş.
Kız yine oturup ağlamış; kapı yine açılmış, ufak adam yine içeri girmiş.
“Bu sefer samanı eğirirsem bana ne vereceksin?”
“Parmağımdaki yüzüğü,” demiş kız. Ufak adam yüzüğü almış, çıkrığın başına geçmiş ve vız, vız, vız, sabah olduğunda samanın hepsi altın olmuş.
Kral her zamankinden de mutluymuş, ama hâlâ doymamış. Üçüncü akşam kızı en büyük odaya götürmüş; orada saman neredeyse tavana değiyormuş. “Bunu da eğirirsen,” demiş, “sen de baban da ömrünüz boyunca sarayımda yaşayacaksınız.”
Kız yalnız kalınca ufak adam üçüncü kez gelmiş. “Şimdi bana ne vereceksin?”
“Sana verecek hiçbir şeyim kalmadı,” demiş kız.
O zaman ufak adam, değirmenden beri kızın peşinden ayrılmayan ve şimdi de dibinde duran küçük beyaz kuzuya bakmış. “Öyleyse bana kuzunu vereceğine söz ver,” demiş.
Kız başka ne yapacağını bilememiş. Söz vermiş, ufak adam da en büyük odayı da altına eğirmiş.
Sabah olunca kral sözünü tutmuş. Değirmencinin kızı ile babası saraya taşınmış; değirmenci sabahtan akşama gururla gülümsermiş. Kıza yeni, güzel giysiler ve kendine ait güneşli bir oda verilmiş; kuzucuğu da nereye gitse tıpış tıpış peşinden gelirmiş. Günler geçtikçe kız, ufak adamı büsbütün unutmuş.
Ama bir gün ufak adam birdenbire odasında belirivermiş. “Şimdi bana söz verdiğini ver,” demiş.
Kız çok korkmuş. Sarayın mücevherleriyle dolu bir sandığı açıp ona doğru itmiş. “Bunların hepsini al,” diye yalvarmış, “ama kuzumu bana bırak.”
“Hayır,” demiş ufak adam. “Canlı bir şey bana dünyadaki bütün hazinelerden daha değerlidir.”
Bunun üzerine kız öyle içli içli ağlamış ki ufak adamın bile ona biraz içi acımış. “Peki,” demiş. “Sana üç gün veriyorum. O zamana kadar adımı bilirsen kuzun senin olsun.”
Kız bütün gece duyduğu bütün isimleri düşünmüş ve daha fazla isim toplasın diye ülkenin dört bir yanına bir ulak göndermiş. Ertesi gün ufak adam gelince başlamış: “Adın Gaspar mı? Melkior mu? Baltazar mı?” Ulağın getirdiği upuzun tomardaki bütün isimleri tek tek okumuş, ama ufak adam her birine gülmüş: “Benim adım bu değil!”
İkinci gün kız bulunabilecek en tuhaf isimleri denemiş: “Yoksa adın Kaburgakemik mi? Koyunpaça mı? Bağcıkbacak mı?” Ama ufak adam yalnızca gülmüş: “Benim adım bu değil!”
Üçüncü gün ulak koşa koşa geri dönmüş. “Tek bir yeni isim bile bulamadım,” diye anlatmış, “ama ormanın kıyısındaki yüksek bir tepeyi aşarken, tilkiyle tavşanın birbirine iyi geceler dediği yerde, minicik bir ev gördüm. Evin önünde bir ateş yanıyordu; ateşin çevresinde de pek gülünç, ufacık bir adam tek ayağının üstünde zıplayıp şarkı söylüyordu:
*Bugün ekmek pişiririm, yarın şerbet yaparım,* *öbür gün de kuzucuğu alıp evime götürürüm.* *Ne iyi ki kimsecikler bilmez, duymaz bu sırrı,* *Rumpelstiltskin’dir benim adım, başka değil!*”
Kız bunu duyunca ne kadar sevinmiş, bir bilseniz!
Az sonra ufak adam içeri girmiş. “Söyle bakalım, değirmencinin kızı, benim adım ne?”
“Adın Kemal mi?” diye sormuş kız.
“Hayır.”
“Adın Hasan mı?”
“Hayır.”
“O zaman belki de,” demiş kız gülümseyerek, “adın Rumpelstiltskin’dir?”
“Biri sana söyledi! Biri sana söyledi!” diye çığlık atmış ufak adam ve sağ ayağını yere öyle bir vurmuş ki ayağı tahtaları delip içeri gömülmüş. Çekmiş, asılmış, sonunda ayağını kurtarmış; sonra kocaman bir kepçenin üstüne atlayıp öfkeyle pencereden uçup gitmiş. Bir daha da onu gören olmamış.
Kuzucuk sevinçten zıplamış, değirmencinin kızı da pencereden el sallamış. O günden sonra sarayda hep birlikte mutlu yaşamışlar ve bir daha kimse kimseden samanı altına eğirmesini istememiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de kuzucuğuna sahip çıkan bütün çocuklara.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Değirmenci — uygun: Baba, Dede, Amca/Dayı
- Kral — uygun: Dede, Amca/Dayı, Baba
- Saray ulağı — uygun: Hala/Teyze, Amca/Dayı, Kuzen, Arkadaş, Kardeş
- Sevgili can dostu — uygun: Evcil hayvan