Prenses ve Bezelye çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap
Bir fırtınalı gece, yirmi şilte, minicik bir bezelye
Korkunç bir fırtına gecesi, sırılsıklam bir kız şehrin kapısını çalar ve gerçek bir prenses olduğunu söyler. Bilge yaşlı kraliçe hiçbir şey demez; ama yirmi şiltenin ve yirmi kuş tüyü yorganın altına tek bir bezelye saklar. Sabah olunca herkes gerçeği öğrenir ve kız sarayda kalmaya davet edilir.
Renk paleti: storm-night indigo, pea green and eiderdown rose
Bu görseller nasıl çizildi?
Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.
- Görsel tarzı
- Çizim
- İllüstrasyon ağırlığı
- Orta
- İllüstrasyon görünümü
- Işıltılı Çizim
Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.
Örnek sayfalar
Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.



Prenses ve Bezelye: masalın tamamı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir prens varmış. Bu prens bir prenses bulmak istiyormuş. Ama öyle herhangi bir prenses değil, dikkat edin! Gerçek bir prenses istiyormuş.
Atını eyerlemiş ve bir tane bulmak için bütün dünyayı dolaşmış. Dağları aşmış, ormanlardan geçmiş, nehirleri ve deniz kıyılarını boylamış, her tepedeki her sarayı ziyaret etmiş. Gittiği her yerde prenses varmış, hem de bir sürü. Ama gerçek prenses olup olmadıklarını bir türlü tam anlayamıyormuş. Her seferinde bir şey tam olarak yerine oturmuyormuş.
Sonunda prens evine dönmüş ve çok üzgünmüş, çünkü gerçek bir prenses bulmayı o kadar çok istiyormuş ki.
Bir akşam korkunç bir fırtına kopmuş. Gök gürlemiş, gümbürdemiş, şimşekler gökyüzünü yarmış, yağmur da bardaktan boşanırcasına yağmış. Dışarıda olmak için ne berbat bir geceymiş!
İşte tam o kıyamet koparken biri şehrin kapısını çalmış.
Tak, tak, tak.
Yaşlı kral fenerini havaya kaldırıp kapıyı açmaya kendisi inmiş. Bir de bakmış ki, kapının önünde bir kız duruyor.
Ah, o yağmurdan, o rüzgârdan sonra ne haldeymiş! Saçlarından, giysilerinden sular süzülüyormuş. Su, ayakkabılarının burnundan girip topuklarından çıkıyormuş.
“İyi akşamlar,” demiş kız. “Ben gerçek bir prensesim.”
“Öyle mi dersin?” demiş yaşlı kral, yağmurun arasından gözlerini kısarak ona bakmış. Ama kapıyı ardına kadar açmış ve kızı fırtınadan kurtarıp içeri almış.
Sarayda büyük ocakta ateş çıtır çıtır yanıyormuş. Kız, sıcacık bir battaniyeye sarınmış, ateşin önündeki küçük bir taburenin üstüne oturmuş. Pelerini de kurusun diye bir askıya asılmış, çaydanlık gibi buhar tütüyormuş. Kral ona bakmış. Prens ona bakmış. İkisi de tıpatıp aynı şeyi düşünmüş: Bu sırılsıklam, tir tir titreyen kız gerçekten gerçek bir prenses olabilir mi?
“Eh, bunu yakında öğreniriz,” diye düşünmüş yaşlı kraliçe.
Ama kimseye tek kelime etmemiş. Sessizce misafir odasına girmiş, yataktaki bütün yorganları, çarşafları kaldırmış. Sonra çıplak karyolanın üstüne tek bir bezelye koymuş. Yalnızca bir tane, minicik, yuvarlak, yeşil bir bezelye.
Ardından hizmetkârları çağırmış. “Bana şilte getirin,” demiş kraliçe. “Yirmi tane.”
Hizmetkârlar yirmi şilte taşımış ve onları tam bezelyenin üstüne, üst üste yığmışlar. Sonra kraliçe demiş ki: “Şimdi de kuş tüyü yorgan getirin. Onlardan da yirmi tane.”
Hizmetkârlar yirmi yumuşacık, kabarık yorgan getirmiş ve yirmi şiltenin üstüne istiflemişler. İşleri bittiğinde yatak öyle yükselmiş ki neredeyse tavana değiyormuş.
“Prenses bu gece burada uyuyacak,” demiş kraliçe.
Yatma vakti gelince kız uzun, beyaz bir gecelik giymiş. Kocaman, upuzun yatağa bakmış. Sonra uzun bir tahta merdivene tırmanmış, basamak basamak, ta en tepeye kadar çıkmış ve pencereden süzülen ay ışığının altında yorganın içine büzülmüş.
Ama uyuyamamış.
Bir o yana dönmüş, bir bu yana. Bir yüzüstü yatmış, bir sırtüstü. Yastığını kabartmış, yorganı çenesine kadar çekmiş. Ama o yatakta sert bir şey varmış ve nasıl yatarsa yatsın onu hissediyormuş. Bütün gece neredeyse gözünü bile kırpmamış.
Sabah olunca herkes güneşli salonda kahvaltıya oturmuş ve yaşlı kraliçe sormuş: “Eee, nasıl uyudun bakalım, yavrum?”
“Ah, berbat!” demiş kız, sırtını ovuşturup kocaman bir esneyişle esnemiş. “Bütün gece neredeyse gözümü kapatamadım. O yatakta ne vardı, Allah bilir! Sert bir şeyin üstünde yattım, şimdi her yerim sızlıyor. Gerçekten korkunçtu!”
Kral kraliçeye bakmış. Kraliçe prense bakmış. Sonra hepsi gülümsemeye başlamış.
Çünkü artık onun gerçek bir prenses olduğunu anlamışlar. O minicik bezelyeyi yirmi şiltenin ve yirmi kuş tüyü yorganın arasından hissetmiş! Böyle narin bir teni ancak gerçek bir prenses olabilirmiş.
“Gerçek bir prenses!” diye haykırmış prens. “Sonunda gerçek bir prenses, üstelik kendi kapımızı çaldı!”
Kral ile kraliçe kollarını açıp onu sevinçle karşılamışlar, saçları için küçük, altın bir taç getirilmiş ve kız, onur konuğu olarak sarayda istediği kadar kalmaya davet edilmiş. Prens önünde eğilip selam vermiş ve o günden sonra ikisi dünyanın en iyi iki arkadaşı olmuş.
Ya bezelye mi? Bezelye saray müzesine konmuş, cam bir dolabın içinde, küçük kadife bir yastığın üstüne. Biri alıp götürmediyse, bugün bile orada görülebilirmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de bu gece rahat uyuyana.
Aileniz için roller
Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.
- Yaşlı kral — uygun: Dede, Baba, Amca/Dayı
- Yaşlı kraliçe — uygun: Babaanne / Anneanne, Anne, Hala/Teyze
- Prens — uygun: Arkadaş, Kuzen, Kardeş