TR
← Tüm hikâyeler

Parmak Kız çocuğunuzun kahraman olduğu kişiye özel kitap

Bir parmak boyundaki kız ve onu hiç unutmayan kırlangıç

Kahramanımız bir çiçeğin tam ortasında doğar; boyu bir parmak kadardır. Bir kurbağa onu kaçırır, bir nilüfer yaprağı onu derede sürükler, kışın bir tarla faresi ona kapısını açar. Parmak Kız orada donmak üzere olan bir kırlangıcı kurtarır; kırlangıç geri döndüğünde de onu çiçek perilerinin sıcak ülkesine uçurur.

Masalın tamamını oku ↓

Renk paleti: tulip red, water-lily green and swallow-sky blue

Bu görseller nasıl çizildi?

Bu görseller aynı çocuğun fotoğrafı ve aynı hikâye sahneleri kullanılarak oluşturuldu. Görselleri karşılaştırmak için illüstrasyon yoğunluğunu seçin.

Görsel tarzı
Çizim
İllüstrasyon ağırlığı
Orta
İllüstrasyon görünümü
Işıltılı Çizim
İllüstrasyon ağırlığı

Orta yoğunluğundaki çizimler gösteriliyor.

Örnek sayfalar

Bu masalın örnek resimleri. Sizin kitabınız, bu hikâyenin renkleriyle ve çocuğunuz kahraman olacak şekilde resimlenir.

Bir çiçeğin tam ortasında oturan minicik bir kız
Bir çiçeğin tam ortasında oturan minicik bir kız
Köstebeğin tünelinde üşüyen kırlangıca bakmak
Köstebeğin tünelinde üşüyen kırlangıca bakmak
Çiçek perilerinden ışıl ışıl bir çift kanat
Çiçek perilerinden ışıl ışıl bir çift kanat

Parmak Kız: masalın tamamı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, küçücük bir çocuğu olsun diye yüreği yanan bir kadın varmış. Kadın bir gün bilge, yaşlı bir kadına gitmiş ve ne yapması gerektiğini sormuş.

“Al şu arpa tanesini,” demiş bilge kadın. “Bir saksıya ek, sonra ne olacağını görürsün.”

Kadın taneyi ekmiş; hemen ardından kocaman, güzel mi güzel bir çiçek boy vermiş. Tıpkı bir laleye benziyormuş, kırmızı yaprakları da sımsıkı kapalıymış. “Ne güzel çiçek!” demiş kadın, eğilip çiçeği öpmüş. O anda çiçek hafif bir “pıt” sesiyle açılmış. Ortasındaki yeşil yatağın üstünde, boyu bir parmağı geçmeyen minicik bir kız oturuyormuş. Kadın da ona bu yüzden Parmak Kız demiş.

Parmak Kız pırıl pırıl cilalanmış bir ceviz kabuğunda uyurmuş; menekşe yaprakları döşeği, bir gül yaprağı da yorganıymış. Gündüzleri mutfak masasında oynarmış. Masada kenarı çiçeklerle çevrili, su dolu bir tabak dururmuş. Parmak Kız bir lale yaprağına oturur, iki beyaz at kılını kürek yapıp tabağın bir ucundan öbür ucuna kürek çekermiş. Bir de öyle tatlı şarkılar söylermiş ki kadın işini bırakıp onu dinlermiş.

Bir gece kırık bir pencere camından koca, ıslak bir kurbağa içeri sıçramış. “Ne güzel bir şeycik bu!” diye vıraklamış. “Tam benim oğluma göre.” Parmak Kız'ın içinde uyuduğu ceviz kabuğunu kapıp zıplaya zıplaya, oğluyla birlikte çamurda yaşadığı geniş, kahverengi dereye götürmüş.

“Vrak, vrak, vrekke-ke-keks!” Oğlunun bütün diyebildiği buymuş.

“Sus, yoksa kaçar,” demiş yaşlı kurbağa. “Onu bir nilüfer yaprağının üstüne koyalım. Bu kadar minik biri için orası bir ada gibidir.”

Parmak Kız uyanıp dört bir yanının su olduğunu görünce ağlamaya başlamış. Ama küçük balıklar her şeyi duymuşlar. Başlarını sudan çıkarıp ona bakmışlar ve kızın kurbağaların yanında kalmaması gerektiğine karar vermişler. Yaprağı tutan yeşil sapı kemirip koparmışlar; yaprak da dere boyunca uzaklara, kurbağaların asla yetişemeyeceği yerlere doğru süzülüp gitmiş.

Beyaz bir kelebek Parmak Kız'ın etrafında uçuşup yaprağın üstüne konmuş. Parmak Kız kuşağının bir ucunu kelebeğe bağlamış, öbür ucunu da eline almış. Artık yaprak her zamankinden hızlı kayıyor, güneş de suyu altın gibi parlatıyormuş.

Derken koca bir mayıs böceği uçarak gelmiş. Kızı çok beğenmiş ve onu yüksek bir ağacın tepesine uçurmuş. Ama öteki mayıs böcekleri gelip ona bakmışlar, hanım böcekler de antenlerini dikmişler. “Bunun yalnızca iki bacağı var,” demişler, “hiç anteni de yok. Ne kadar sıradan!” Bunun üzerine mayıs böceği Parmak Kız'ı bir papatyanın üstüne bırakıp gitmiş.

Parmak Kız bütün yaz koca ormanda yapayalnız yaşamış. Otlardan kendine bir yatak örüp kocaman bir labada yaprağının altına asmış; çiçeklerin balözünü ve sabah çiğini içmiş. Ama sonra uzun, soğuk kış gelmiş. Çiçekler solmuş, kar yağmaya başlamış ve her kar tanesi Parmak Kız kadar büyükmüş.

Ormanın kıyısında biçilmiş bir buğday tarlası varmış. Parmak Kız anızların arasında küçük bir kapı bulmuş. Kapı, içi tahılla dolu sıcacık bir yuvası olan yaşlı bir tarla faresinin kapısıymış. Parmak Kız ondan tek bir arpa tanesi istemiş.

“Zavallı küçük şey,” demiş tarla faresi. “Gel, sıcağa gir. Evimi derli toplu tutar, bana masallar anlatırsan bütün kış burada kalabilirsin.”

Bir gün tarla faresi, “Misafirimiz gelecek,” demiş. “Komşum köstebek. Çok zengindir, sırtında da kara kadifeden şık bir kürk vardır.” Köstebek gelmiş ama gözleri görmüyormuş; güneşi de çiçekleri de hiç umursamıyormuş. Parmak Kız ona şarkı söylemiş, tarla faresi de gururdan ışıl ışıl olmuş.

Köstebek iki evin arasına uzun bir tünel kazmış. Tünelde, kanatlarını sıkıca kapamış, soğuk ve kıpırtısız bir kırlangıç yatıyormuş. O gece Parmak Kız'ın gözüne uyku girmemiş. Samandan yumuşacık bir örtü örmüş, tünele süzülüp kırlangıcın üstünü örtmüş. Biraz daha yaklaşınca bir ses duymuş: güm, güm. Kırlangıcın kalbi atıyormuş! Meğer ölmemiş, yalnızca soğuktan donup kalmış.

Parmak Kız bütün kış kimseye çaktırmadan kırlangıca bakmış. Bahar gelince kırlangıç yeniden güçlenmiş. “Sırtıma bin,” demiş, “seni yemyeşil ormana uçurayım.” Ama Parmak Kız yaşlı tarla faresini üzmek istememiş; “Hayır,” demiş. Kırlangıç da güneşe doğru uçup gitmiş.

O yaz tarla faresi bir plan yapmış. “Köstebeğin yanına taşınacaksın,” demiş, “toprağın derinliklerine, sonsuza dek.” Sonbaharda taşınmaya her şey hazır olsun diye dört örümceğe eğirip dokuma bile yaptırmış.

Ama Parmak Kız bir daha güneşi göremeyeceği bir yerde yaşamak istemiyormuş. Son gün güneşe veda etmek için altın sarısı tarlaya çıkmış. “Hoşça kal, güzel güneş,” demiş, kollarını küçük kırmızı bir çiçeğe dolamış. “Kırlangıcı görürsen ona selamımı söyle.”

“Cik cik, cik cik!” diye bir ses gelmiş tepesinden. Anızların üstünden süzülerek inen kırlangıçmış bu. “Sıcak ülkelere uçuyorum,” demiş. “Şimdi benimle gelir misin?”

“Gelirim,” demiş Parmak Kız. Kırlangıcın sırtına tırmanmış, kuşağını onun en sağlam tüylerinden birine bağlamış. Kırlangıç ormanların, denizin, karla bembeyaz dağların üstünden uçmuş, uçmuş; sonunda havanın çiçek koktuğu sıcak ülkelere varmışlar.

Masmavi bir gölün kıyısında beyaz mermer sütunlar yükseliyormuş; kırlangıcın yuvası da oradaymış. Aşağıda kocaman beyaz çiçekler açmış. Kırlangıç Parmak Kız'ı bunlardan birinin üstüne bırakmış. Bir de ne görsün! Çiçeğin ortasında, ondan hiç de büyük olmayan minicik bir adam duruyormuş; başında altın bir taç, sırtında ışıl ışıl kanatlar varmış. Bu, çiçek perilerinin kralıymış; çünkü her çiçeğin içinde onun gibi küçük bir peri yaşarmış.

“Hoş geldin,” demiş kral, eğilip selam vermiş. “Çok uzaklardan geldin. Bizimle kalıp dostumuz olur musun?”

“Elbette!” demiş Parmak Kız. Bütün çiçek perileri gülerek, el çırparak çiçeklerinden çıkmışlar ve her biri ona bir armağan getirmiş. Armağanların en güzeli bir çift parıl parıl, bembeyaz kanatmış. Kral kanatları ona uzatmış, kanatlar da kendiliğinden kızın omuzlarına yerleşmiş. Artık Parmak Kız çiçekten çiçeğe uçabiliyormuş ve sonunda çiçek halkının arasında kendine bir yuva bulmuş.

Kırlangıç onlara en güzel şarkısını söylemiş. Sonra kuzeye, Parmak Kız'ın doğduğu ülkeye geri uçmuş ve bütün hikâyeyi masal yazan bir adama şarkıyla anlatmış. İşte biz de bu masalı ondan biliyoruz.

Gökten üç elma düşmüş: biri bu masalı anlatana, biri dinleyene, biri de çiçekleri sevenlere.

Aileniz için roller

Bu kişileri kitaba eklerseniz kendi yüzleriyle bu rolleri oynarlar. Eklediğiniz diğer herkes hikâyeye kendisi olarak, kahramanın yanında katılır.

Bu kitabı oluştur

Blogumuzdan

Hesap oluşturAna sayfaHikâyelerÖzel günlerYılbaşı kitaplarıNasıl çalışırSSSBlogHakkımızdaGizlilik politikasıBize ulaşın
Dil🇹🇷 TR